İsrail-ABD ve İran arasında devam eden yıkıcı savaşla ilgili yorumlarım ardı arkası gelmiyor. Trump ve ABD’nin kafa karışıklığı savaş yorumcularını da etkiliyor. Bu yazıda Genar Türkiye Raporundan bölgede devam eden savaşın Türkiye’ye etkiler üzerine bazı verileri yorumlamakla yetindim.
Bölgesel savaş ihtimalleri ve küresel gerilimler, yalnızca devletlerin değil toplumların da pozisyonlarını netleştiriyor. Türkiye kamuoyuna yansıyan son veriler ise dikkat çekici bir dengeye işaret ediyor: Güçlü bir savaş karşıtlığı, belirgin ekonomik endişe ve tüm bunların ortasında sağduyulu bir Türkiye tutumuna işaret ediyor.
İran ile İsrail-ABD hattında savaşa ilişkin bakış açıları incelendiğinde, toplumun en net tavrı yüzde 43,8 ile “Savaşa karşıyım, barış taraftarıyım” şeklinde ortaya çıkıyor. Bu oran, neredeyse her iki kişiden birinin doğrudan çatışmaya karşı olduğunu gösteriyor. Bu güçlü barış vurgusu, Türkiye toplumunun tarihsel refleksleriyle de uyumlu: Savaşın yıkıcı sonuçlarını bilen ve istikrardan yana pozisyon alan bir sosyolojimiz var.
Bununla birlikte toplum tamamen tek boyutlu düşünmüyor. Yüzde 22’lik bir kesim kendisini İran’a daha yakın hissederken, yüzde 19,7’lik bir grup her iki tarafa da karşı olduğunu ifade ediyor. Daha dikkat çekici olan ise pozisyonların “mesafeli karşıtlık” şeklinde ayrışması: yüzde 12’lik bir kesim İsrail-ABD’ye karşı dururken İran’a da tam destek vermiyor. Buna karşılık İsrail-ABD’ye yakın hissedenlerin oranı yalnızca yüzde 1,1’de kalıyor. Bu tablo, toplumun büyük ölçüde Batı eksenli askeri müdahalelere mesafeli olduğunu gösteriyor.
Bu siyasal ve ahlaki duruş, ekonomik beklentilerle birleştiğinde daha da anlamlı hale geliyor. Aynı dönemde Türkiye’nin savaş sonrası ticari konumuna ilişkin veriler, toplumun yüzde 44,2’sinin “Türkiye geçici zarar görür” görüşünde. Buna ek olarak yüzde 19’luk bir kesim kalıcı zarar ihtimaline dikkat çekerken, yüzde 19,5’lik bir grup önemli bir değişiklik beklemiyor. Bu veriler birlikte okunduğunda, toplumun büyük çoğunluğunun savaşın ekonomik maliyetlerinden endişe duyduğu açıkça görülüyor.
Buna karşın daha iyimser bir damar da mevcut. Yaklaşık yüzde 17’lik bir kesim, Türkiye’nin bu süreçte ticari olarak güçlenebileceğini veya yeni fırsatlar yakalayabileceğini düşünüyor. Bu yaklaşım, Türkiye’nin jeopolitik konumuna ve kriz dönemlerinde ortaya çıkan yeni ticaret yollarına duyulan stratejik güveni yansıtıyor.
Bu savaş kimin savaşı: Tabloya bakıldığında, Türk milleti savaşın nedenine ilişkin algısının büyük ölçüde “dış aktör merkezli” olduğunu düşünüyor. Katılımcıların %45,3’ü savaşın İsrail’in çıkarları için çıktığını düşünürken, %32,0’lik önemli bir kesim bunu Amerika Birleşik Devletleri kaynaklı bir “emperyalizm” meselesi olarak değerlendiriyor. Bu iki görüş birlikte ele alındığında, toplamda yaklaşık %77’lik bir çoğunluk savaşın temel motivasyonunu Batı merkezli güçlerin çıkarlarına bağlıyor. Buna karşılık, savaşın İran rejiminin tehdit oluşturması nedeniyle çıktığını düşünenlerin oranı yalnızca %4,3’te kalıyor. Bu durum, kamuoyunda güvenlik temelli açıklamalardan ziyade jeopolitik ve güç mücadelesi odaklı yorumların daha güçlü karşılık bulduğunu ortaya koyuyor.
Öte yandan tabloda dikkat çeken bir diğer unsur, alternatif açıklamaların oldukça dağınık ve düşük oranlı olmasıdır. Petrol, silah satışı, Büyük Ortadoğu Projesi ya da küresel gündem manipülasyonu gibi farklı tezlerin her biri %1’in altında kalırken, “Fikrim yok” diyenlerin oranı %15 gibi kayda değer bir seviyededir. Bu tablo, toplumun bir kısmının konuya mesafeli ya da kararsız olduğunu, ancak görüş belirten çoğunluğun ise meseleyi daha çok büyük güçlerin stratejik çıkarları üzerinden okuduğunu göstermektedir.
Tüm bu veriler birlikte değerlendirildiğinde ortaya üç ayaklı bir toplumsal tutum çıkıyor:
1- Güçlü bir savaş karşıtlığı ve barış talebi. 2-İkincisi, savaşın ekonomik sonuçlarına dair ciddi ama büyük ölçüde “geçici” görülen bir endişe. 3-Türkiye’nin bu tür krizlerde dengeli, temkinli ve rasyonel bir politika izlemesi gerektiğine dair bir beklenti.
Sonuç olarak Türkiye toplumu ne romantik bir iyimserlik ne de derin bir karamsarlık içinde. Daha çok gerçekçi bir çizgide duruyor: Savaşa karşı, maliyetlerin farkında ve Türkiye’nin bu süreci akılcı bir şekilde yönetmesini bekliyor.
Savaş sürecinde bölge ülkelerinden Türkiye’den daha rasyonel bir tutum ortaya çıkmadı. Sayın Cumhurbaşkanı’mızın vermiş olduğu demeçler dünya çapında karşılık gördü.
Yazar: İhsan Aktaş