Son dakika

Önce Hürmüz Boğazı sonra Babülmendep… Peki sonra İstanbul Boğazı’nı tartışmaya açmayacaklar mı? İran savaşının ötesi düşünülmeli... İsrail’in tasfiyesini başlatmalıyız. Yoksa 21. yüzyılımız karartılacak.

ABD ve İsrail, bu haliyle, İran’a karşı savaş kazanabilir mi? Hayır, kazanamaz. Psikolojik üstünlük İran’da. Bölgedeki ülkelerin yönetimleri ne yaparsa yapsın, coğrafyada ve dünyada açıkça saldırgan durumunda olan iki ülkeye karşı kitleler ahlâkî açıdan İran’a destek veriyor.

ABD ve İsrail, İran’a karşı bir kara savaşı kazanabilir mi? Bu ülkeyi ya da bir bölümünü işgale girişebilir mi? Hayır, bunu başarmaları imkânsız. Irak işgaline onlarca ülke katıldı. Neredeyse bir yıl yığınak yapıldı. Bölge ülkelerinin tam desteği vardı. İşgali ancak öyle başlayabildiler.

HİÇBİR ÜLKE İSRAİL İÇİN SAVAŞA GİRMEMELİ
Şu an böyle bir yığınak yapmaları imkânsız. Bu kadar ülkeden destek almaları imkânsız. Ellerinden geleni yaptılar, bölge ülkelerini cepheye süremediler. Hiçbir ülke İsrail için savaşa girmek istemiyor. Hiçbir ülke, böyle bir savaşta İsrail ile aynı cephede görünmek istemiyor. Üstelik İran çok daha güçlü bir ülke. Savaşın bugüne kadarki seyri de bunu gösterdi zaten.

Bir soykırımcı şizofren, İran’ı ve bütün bölgeyi yakıp yıkıyor. Bütün Körfez ülkelerini savaşa sürüklemeye çalışıyor. Bütün Ortadoğu’yu Şii-Sünni, Arap-Fars savaşına itmeye, coğrafyamızı sonsuz savaşlara mahkûm etmeye çalışıyor.

10 MİLYONLUK BİR ÜLKECİK, HEPİMİZLE OYUN OYNUYOR! YERYÜZÜNÜN EKSENİYİZ, BU OYUNA GELEMEYİZ!
10 milyonluk bir ülke, coğrafyamızda ne kadar kimlik varsa hepsini mahvedecek, binlerce yıllık şehirlerimizi harabeye çevirecek bir savaş kurgusu uygulayabiliyor.

Yüz milyonlarca insanı bir cehennem geleceğine mahkûm edebiliyor. Bu görüntü kadar bu coğrafyayı aşağılayan bir şey olamaz.

Ve bizler; ülkelerimiz, coğrafyamız, hâlâ “Sen mi kötüsün ben mi kötüyüm” tartışması ile oyalanıyoruz. Kendi içimizde kan davaları ile boğuşuyoruz.

Çözüm için “İsrail saldırıları durmalı, İran kınanmalı” ekseninde duruyoruz. Tehlikenin gerçeğini göz ardı edip, sonuçları yumuşatmaya, durumu kurtarmaya çalışıyoruz.

Yüz milyonlarca insanın yaşadığı, büyük imparatorluklara ev sahipliği yapan, nükleer silaha sahip, dünyanın en zengin petrol ve doğalgaz kaynaklarını barındıran, Fas’tan Endonezya’ya kadar “yeryüzünün ekseni”, “dünyanın merkezi” durumunda olan, enerji ve ticaret koridorlarını yöneten, deniz ve kara geçişlerini kontrol eden bu büyük coğrafya, Netanyahu gibi bir katilin, İsrail gibi avuç içi kadar devletin oyuncağı olamaz.

BÖLGENİN DEV ÜLKELERİ SAVAŞI ÖNLEMENİN ÖTESİNİ DÜŞÜNMELİ.
Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır, Pakistan gibi dev ülkeler, ABD himayesinde olsa bile, İsrail’e karşı bu kadar sabırlı olamaz, olmamalı.

Doğu Afrika’dan Güney Asya’ya, yeryüzünün bütün jeopolitik silahını elinde tutan bu güçlü ülkeler, bu aşamadan sonra, savaşı önlemenin ötesinde yeni şeyler düşünmek ve inşa etmek zorunda.

Ortak ekonomik havzalar, ortak savunma kalkanları, ortak ordular, kaynakların adil paylaşımı gibi yapısal, dev adımlar atmak zorunda. Avrupa ülkelerinin bile İsrail’le aynı cephede görünmekten çekindiği bir küresel konjonktür, bizlere olağanüstü fırsatlar sunuyor ve bu kullanılmalı.

BUGÜN HÜRMÜZ’Ü ALAN YARIN SÜVEYŞ’İ ALACAK…
İran’a yönelik saldırı böyle kararlı adımların atılmasına imkân sağlamalı. Mescid-i Aksa’nın kapatılması ülkelerimizi böyle kararlara zorlamalı. Olağanüstü şartlar oluşturan bu savaş sürecinin, daha büyük olağanüstülüklere yol açabileceği bilinmeli ve acil harekete geçilmeli.

Pakistan’dan Mısır’a kadar, ortak hava savunma sistemi kurulmalı. Basra Körfezi ve Kızıldeniz’de İsrail ve bölge dışı güçlerin etki alanı sınırlandırılmalı.

Bugün Hürmüz Boğazı’nı böyle bir tartışmaya açanlar, planlarını savaşla gerçekleştirmeye çalışanlar, yarın Süveyş Kanalı’nı Mısır’ın elinden alacaklar. Mısır’ı savaşla tehdit edecekler, bilinmeli.

Hürmüz Boğazı’nı kontrol altına alırlarsa Babülmendep Boğazı’nı da kontrol altına alacaklar, bu amaçla orada da yeni savaşlar çıkaracaklar, bilinmeli.

PEKİ İSTANBUL BOĞAZI’NI TARTIŞMAYA AÇMAZLAR MI? DEDEAĞAÇ’TA, ADALARDA NİYE YIĞINAK YAPIYORLAR?
İsrail orada da merkezi rol üslenecek, not edilmeli. Mısır, Sudan, Suudi Arabistan bir anda savaşa sürüklenecek, Yemen ve Somali’yi ateşler saracak, bilinmeli.

Dünyanın en önemli iki deniz geçişi için ülkeler işgal etmeye, bölgesel savaşlar çıkarmaya çalışanlar, bir adım sonra İstanbul ve Çanakkale Boğazı için de aynı senaryoyu uygulayacaklar, emin olun.

Yunanistan’a, Adalar’a, Dedeağaç’a, Romanya’ya Bulgaristan’a yapılan askeri yığınaklar, İsrail’in bütün bu bölgelere yerleştirilmesi Rusya ile alakalı değil. Bir gecede Boğazları ve Karadeniz’i ateş kaplayabilir, bunu iyi düşünelim.

İran’a karşı başlatılan savaşın rejimle alakası yok. Örgütlerle alakası yok. İsrail için tehdit olmasıyla alakası yok. Bir coğrafya tasarımının ilk cephesini açtılar.

Rusya ve Çin ile sınırı doğuya kaydırmak için başlattılar. İran’dan sonra ikinci adımda Pakistan’ı vuracaklar, bu artık biliniyor. Çin sınırına ulaşacaklar. Sonra dünyanın deniz ticaret koridorlarına, kara ticaret koridorlarına saldıracaklar.

ÜLKELERİMİZİ ELLİ YIL TOPARLAYAMAYIZ.
Artık hiçbir savaş ülke sınırlı olmayacak. Bu yeni durum, önceki ezberlerimizi unutmamız gerektiğini gösteriyor. Bildiğimiz cümlelerle bugünü anlamaya çalışmamalıyız. Ve bu bölgesel savaş planının bir anda dünya savaşına dönüşmesine hazır olmalıyız.

Türkler, Araplar, Farslar, Kürtler ya da Şiiler ve Sünniler, artık bölge içi çatışma alanlarını kapatın. Kapatamazsak, bütün ülkeler ağır bedel ödeyecek.

Ülkelerimiz mahvolacak, şehirlerimiz heba olacak, yüzlerce yıllık intikam tohumları ekilecek. Yeni yeni kendine gelmeye başlayan coğrafyamız, bir anda elli yıl toparlanamayacağı bir çöküşe sürüklenecek.

BİR OLDUBİTTİYE MECBUR KALABİLİRİZ! BU ORTAMI OLUŞTURACAKLAR.
İsrail’in amacı bu savaşı kazanmak değil. Kazanamayacağını zaten biliyor. Amacı, bölge içi sonsuz savaşlar için ortam oluşturmak. Ve böyle devam eder, net ve keskin bir tavır alınamazsa, ne yazık ki bu muhtemeldir.

Bugüne kadar, Türkiye’nin de yoğun çabalarıyla, Körfez ülkelerini İran cephesine süremediler. Kurgulanan oyunun tehlikelerine karşı sabırla hareket ettiler.

Ancak bu ülkeler, öyle bir oldubitti ile yüz yüze gelebilirler ki, savaş dışında seçenek bulamayabilirler. Ve bu infial uyandırıcı gerekçe, onlar için üretilecek.

COĞRAFYAMIZIN SİLAHINI BİZE KARŞI KULLANIYORLAR!
Şu ana kadar, savaşı durdurmak için çok çaba sarf edildi. Ancak İsrail için baskı alanları kullanılmadı. Onu coğrafyadan yalıtacak, köşeye sıkıştıracak, hareket alanını daraltacak bir politika uygulanamadı. İsrail’e karşı coğrafya ölçekli baskı alanları belli ama kullanılmadı.

İsrail, bize ait coğrafyayı bize karşı silah olarak kullanıyor. Hava sahalarını, deniz geçişlerini, lojistik hatlarını bugün İran’a karşı kullanıyor, yarın başka ülkelere karşı da kullanacak.

Gazze’de soykırım yapılırken yaşanan coğrafya çaresizliği, İran’a saldırırken de aynen devan ediyor. İnanın yarın Mısır, S. Arabistan hatta Türkiye’ye karşı bir kötülüğe giriştiğinde de bu suskunluk İsrail için en büyük silah olacak.

İSRAİL’İ TECRİT ETMEK, MAHKÛM ETMEK, DİZ ÇÖKTÜRMEK İÇİN HAREKET EDİLMELİ.
Coğrafya silahtır ve bu bizim silahımızdır. Bizim silahımızın, bizim kurşunumuzun bizim şehirlerimize doğrultulmasına nasıl izin verebiliriz.

Gazze’yi savunamadık. İran’ı yalnız bıraktık. Yarın Lübnan’ı da savunamayız. Lübnan’ı savunamazsak Türkiye’yi savunamayız.

İran’ın bölge politikalarına, çatışma tezlerine teslim olalım demiyorum, ama bu bütüncül coğrafya tasarımının bundan sonraki adımlarını iyi görerek, bir şeylere şimdiden başlamanın zorunluluğuna işaret etmeye çalışıyorum.

Bu savaş, ABD-İsrail ekseninin bölge ülkeleri üzerinde vesayet yenilemelerine imkân sağlamamalı. Böyle bir tehlike var. “İran tehdidi” diyerek bu eksene daha da yaklaşılması, sığınılması ülkelerimizin geleceğini mahveder.

Buna giden yolları kapatmalıyız. Tam tersine, bu savaş, İsrail’i tecrit etmek, mahkûm etmek, diz çöktürmek için bir ibret olarak görülmeli.

BU “KABİLE DEVLETİ”Nİ BU COĞRAFYADAN KOVMALIYIZ. TEK YOL BUDUR!
En nihayetinde İsrail bu coğrafyadan kovulacak. Devlet ve harita hakkı elinden alınacak. Coğrafyayı imha etmesine izin vermektense bu yapılacak.

Söylemek istediğim işte, bu sona giden kapıların şimdiden açılması, hazırlıkların şimdiden yapılması, kararların şimdiden alınmasıdır.

SURİYE VE LÜBNAN’I SAVUNMAK İÇİN ZOR KARARLAR ALINABİLİR...
21. yüzyıl Türkiye için, yeryüzünün merkezini oluşturan kuşak için büyük fırsatlar sundu bize. İsrail gibi bir kabile devleti yüzünden bu fırsatları heba edemeyiz. Aksi takdirde böyle bir yüzyılı bir daha yakalayamayız.

Türkiye, Suriye ve Lübnan’ı korumak için gerekirse ölümcül kararlar almalı. Hürmüz ve Bubülmendep’te İsrail etkisini yok etmek için gerekirse ölümcül kararlar almalı.

Suriye ve Lübnan’ı koruyamazsak Türkiye’nin cephe olmasını engelleyemeyiz. Yunanistan ve Ege’deki hazırlık bunun için, biliyoruz. Hürmüz ve Babülmendep’e çökerlerse, İstanbul ve Çanakkale boğazlarını da tartışmaya açma cesaretlerini kıramayız.

İRAN SAVAŞI DURDURULSA BİLE BU CEPHELER YİNE DE AÇILACAK.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır’ı ikna etmeyi denemeli. Pakistan zaten aynı kanaatte. Bölge ülkelerinin çoğu, bu dört ülkenin eğilimi ile pozisyon alacaktır. Ve İsrail’i nefes alamaz hale getirmeye şimdiden başlamalı.

21. yüzyılın tamamını düşünerek bu adımları atmaya şimdiden başlamalı. Artık başka da bir yol kalmamıştır. 1948’den bu yana devam eden tarihin sonu getirilmeli. Artık İsrail’in ülkelerimize fatura ödetme, bedel ödetme gücü elinden alınmalı.

İran savaşı dursa da bu süreç durmayacaktır. Akdeniz’de, Ege’de cepheler açılacak, Karadeniz’de yeni cepheler açılacak, Doğu Afrika ve Arap Yarımadası ateşe atılacak, Pakistan-Hindistan savaşı çıkarılacak, Türkiye on yıllarca etrafındaki savaşlarla mücadele etmek zorunda kalacak hatta kendisi de cephe olmaktan kurtulamayacaktır.

İSRAİL’İ TASFİYE SÜRECİ BAŞLATILMALI. YOKSA 21. YÜZYILIMIZ KARARTILACAK.
ABD ve İsrail bu savaşı kazanamayacak. Ama coğrafyamızı sonsuz savaşlara sürükleyecek ve 21. yüzyılımızı karartacaktır. İşte şu an biz bunun yollarını kapatmalıyız. İran’a yönelik savaş için pozisyon alırken de bu ihtimallere göre yön belirlemeliyiz.

Çok daha büyük tehditler, tehlikeler kapımızı çalacak. Öyleyse, öngörülebilir geleceğe göre şimdiden cesur kararlar almak zorundayız. Bu kararların en önemlisi, İsrail’in tasfiye sürecini başlatmaktır. Coğrafya silahtır ve İsrail’in boğazını sıkmak, onu boğmak zorundayız.

Ve bu gerçekten mümkündür.

Yazar: İbrahim Karagül