Tarihin kritik zamanlarında bir milletin kaderi ile bir liderin kaderi özdeşleşir. Bu özdeşleşme yalnızca Türk milleti ile Sn. Recep Tayyip Erdoğan arasında değil; başta Müslüman halklar olmak üzere bütün mazlum milletlerin umuduyla oluşmuş bir umut ittifakıdır.
Koskoca küresel bir savaşı yorumlarken oturup Şii–Sünni rekabetini merkeze alan bir akıl, büyük Türkiye perspektifi aklı değildir. Birçok TV programında bu durumu merkeze aldım ve değerlendirmeler yaptım.
İslam dünyasının ve küresel ölçekte siyaset bilimcilerin yakından takip ettiği Sn. Erdoğan’ı takip etmek çok zor olmasa gerek? Birçok karmaşık meselede en isabetli siyaseti ortaya koyan, Müslümanlardan yana tutum takınan ve rasyonel yaklaşımlarıyla dost düşman herkesin takdirini kazanan bu yüksek vizyonu mahallenin de dikkatle takip etmesi gerekmez mi?
1. Bölgesel rekabetin kodları bellidir.
2. Mezhep rekabetinin kodları bellidir;
3. Emperyalist ABD ve insanlık düşmanı İsrail’in bir Müslüman ülkeye saldırması durumunda alınacak tutum ise bambaşkadır.
Sn. Cumhurbaşkanı’nın büyük krizler karşısındaki vizyoner tutumunu çoğu zaman tek bir örnekle açıkladım: 7 Ekim.
7 Ekim Hamas saldırılarında dünyanın bütün liderlerinin Hamas’a terörist demeleri için her şey müsaitti ve fırtına çok sertti. Küresel medya adeta kudurmuş gibiydi.
Hiç beklenmedik bir zamanda bu konuda Sn. Erdoğan’ın ne diyeceği merak edilirken, Filistin–İsrail savaşı ya da İsrail’in uyguladığı soykırım karşısında şu tarihi açıklamayı yaptı:
“Hamas mücahitleri kendi topraklarını savunan Kuvâ-yi Milliye mensup-larıdır.”
Bu demecin adeta bir atom bomba-sından daha güçlü bir etki oluşturdu-ğunu düşünüyorum.
Bu açıklamadan sonra hiçbir Arap ülkesi ya da Müslüman ülke lideri Hamas için “terörist” ifadesini kullanamadı. Eğer Sn. Erdoğan’ın bu demecinden sonra böyle bir yol izleselerdi, kendi tabanlarıyla açık bir çelişkiye düşeceklerdi.
Aradan iki yıl geçtikten sonra dünyada yaşayan nüfusun neredeyse yarısı, İsrail–Hamas mücadelesine Sn. Cumhurbaşkanı’nın bakışına yakın bir perspektiften bakmaya başladı.
İran–ABD–İsrail savaşıyla ilgili bu örneği özellikle verdim.
İsrail’in savaşı başlattığı gün ülkemiz adına yapılan basiretli açıklama şu şekildeydi:
Sn. Cumhurbaşkanı:
“Egemen bir devlete saldırmak uluslararası hukuka aykırıdır.”
Bu savaş aslında amacı olmayan bir savaştır. Israil, kendisine rakip olma ihtimali bulunan hangi güç varsa onu yok etmek istemektedir. Hatta aynanın karşısına geçen bir kedi misali kendisini aslan postuna büründürerek, Şii ekseninden sonra Sünni eksen ve nihayetinde Türkiye’yi de hedef alabileceğine dair hezeyan içeren açıklamalar yapmaktadır.
Mecliste “Terörsüz Türkiye” komisyonunda brifing verenler arasındaydım. Son söz olarak Mesud Pezeşkiyan’ın şu ifadesini dile getirdim:
“Biz düşmanlarımızı komşularımız zannediyorduk; oysa düşmanlarımız emperyalistlermiş.”
Bu cümle içinde bulunduğumuz durumu çok iyi açıklıyor.
Bu bağlamda bu savaşın bizim savaşımız olma ihtimali yoktur.
İsrail ne kadar kışkırtırsa kışkırtsın, kendi pisliklerini kendileri temizlesin.
Suriye’den Türkiye’ye füze yağarken savunma sistemlerini Türkiye’den çeken ve bu tavır sonrasında S-400 füze alımına kadar giden süreci; ardından Türkiye’nin bu etkili adımlarından dolayı ABD tarafından yaptırımlara maruz bırakıldığımızı unutmadık.
Türkiye, İran meselesine Körfez psikolojisiyle bakacak bir ülke değildir. Bu millet dünyanın en büyük imparatorluklarından birini kurmuş ve Osmanlı İmparatorluğu’nu medeniyete dönüştürmüş bir millettir.
Tam bağımsızlık yolunda her geçen gün daha da güçlenen Türk dış politikası, bölgesel meselelere vizyon üreten bir paradigmaya sahiptir. Dünyadaki krizleri en iyi okuyan ve sonuç alan bir lidere ve güçlü bir diplomasi birikimine sahibiz.
Savaşın kaderi:
Robert D. Kaplan’a göre ABD için en sorunlu çatışmalar orta ölçekli savaşlardır. Bu savaşlar Vietnam, Irak ve Afganistan gibi uzun süren fakat toplumu tamamen seferber etmeyen savaşlardır. Bu nedenle ABD’de siyasi yıpranmaya ve stratejik hatalara yol açarlar. Kaplan, Donald Trump’ın İran’a yönelik askeri baskısının da benzer şekilde sınırlı bir operasyon olarak başlayıp zamanla kontrolden çıkarak uzun ve maliyetli bir savaşa dönüşme riski taşıdığını savunur.
Yazar: İhsan Aktaş