Son dakika

Hasar yoksa ‘kriz’ yoktur!..

Bir krizi yönetmekle ‘krizin iletişimini’ yönetmek arasında büyük farklar vardır… İkisi arasındaki farkı kavramadan ve bir vakanın ‘kriz’ mi yoksa sadece ‘sorun’ mu olduğunu ölçüp biçip görmeden atılacak her adım ‘kendi krizinizi yaratmanıza’ neden olabilir…

Bu durumla özellikle son aylarda uyuşturucuya karşı devletin başlattığı etkili ve yaygın kampanya sırasında karşılaşmaktayız… Süreçte yaşanan son dramatik olaylardan biri de Türkiye’nin en büyük ve en başarılı ilaç firmalarından Abdi İbrahim’in Yönetim Kurulu Başkanı Nezih Barut ile Yönetim Kurulu ve İcra Kurulu Üyesi olan oğlu İbrahim Barut’un yaşadıklarıdır…

Ünlülere yönelik uyuşturucu soruşturması kapsamında 20 Ocak’ta gözaltına alınan İbrahim Barut’un uyuşturucu testinin pozitif çıktığı ifade edilmiş.

Ünlü, etkili, muteber demeden pek çok kişide yapıldığı gibi İbrahim Bey’den de kan ve saç örneği alınmış… Adli Tıp laboratuvarlarında tahlil edilmiş… Sonuç pozitif… Bunun üzerine Adli Tıp Kurumu raporunu İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na sunmuş…

Abdi İbrahim’in başarılı yöneticisi Nezih Bey ve oğlunun bu aşamada yapmaları gereken ilk şey ne olmalıydı, dersiniz…

Önce ortada bir kriz var mı yok mu, şiddeti ne, hangi kanaldan geliyor, yarattığı hasar ne kadar; bunları tespit edeceklerdi… Çünkü ortada kriz yokken ‘varmış’ gibi davranırsanız, o hışımla kendinize büyük hasar verebilirsiniz…

Rahmetli babam iyi bir briç oyuncusuydu. Bana da öğretmişti… Üniversite yıllarında yurt dışındayken sosyalleşmek için işime yaramıştı briç… Sık sık şu lafı duyardım kendisinden: “Kozu saymayan Sen Nehri’nde boğulur” … İleriki yıllarda iletişim mühendisliğine kafa patlatırken “Ölçmüyorsan yönetemezsin” sözünü meslekte ‘kırmızı çizgim’ olarak benimsemişsem, bunda babamın briç uyarılarının etkisi büyüktür…

Dönelim kriz meselesine… Gözaltı hadisesinden sonra, ‘en belirleyici unsur’ neydi; Barut ailesi neyi ölçmeliydi?.. Tabii ki hasarı… Çünkü dedik ya; “Hasar yoksa kriz de yoktur!” Ardından da ‘olumsuz iletişimin’ hangi kanaldan, hangi şiddette geldiği net olarak belirlenmeli ve sadece o kanallardan gelen şiddet oranında reaksiyon verilmeliydi…

Yani bu örnekte, Abdi İbrahim ürünlerinin satış rakamlarında düşüş var mı yok mu? Ve de kurumsal markanın hedef kitle ve ekonomik paydaşları nezdindeki algısında, ileride ciddi etkisi olabilecek bir gerileme işareti var mı? Eğer bunları tespit etmez, tabiri amiyaneyle ‘kafanıza göre takılırsanız’, hasarı büyütür krizi de derinleştirirsiniz…

Nezih Bey’in bunları yapmadığı kesin… Öyle olsaydı sessiz kalır, kendisini ve oğlunu

zor duruma düşürmezdi…

Oğlu İbrahim Barut’un gözaltına alınmasından sonra yaptığı açıklamada ne demiş Nezih Bey: “Oğlumun uyuşturucuyla işi olmaz. Ne uyuşturucusu?

İlaç bile içmez. Sigarası bile yok. Bu konularda çok hassastır.”

Oysa, bilindiği gibi durumun tam tersi olduğu ortaya çıktı…

Uyuşturucu konusundaki geniş ve derin uygulama sonucu algı, artık neredeyse ‘sıradanlaşmıştır’… Kaldı ki, kısa soruşturmamızdan aldığımız izlenim kadarıyla, zaten hayli yüksek bir itibar noktasına ulaşmış olan Abdi İbrahim markası milim hasara uğramamıştır…

Ayrıca İbrahim Barut Enka Okulları’nı bitirdikten sonra ABD’de Babson College’de Girişimcilik (Entrepreneurship) alanında yüksek öğrenimini tamamlamış… Ciddi bir ön hazırlık döneminden sonra Abdi İbrahim’in Murahhas Yönetim ve İcra Kurulu Üyeliği’ne getirilmiş başarılı bir genç söz konusu… Ona ve babasına, adaletle iş birliği yapmak düşer, inkâr değil…

İlişki ve İletişim yönetiminde bazen 100 üzerinden 99’la sınıfta kalınır… Tek nedeni vardır bunun: Ne yapılması gerektiğini bilir ya da ‘hissedersiniz’, ancak nasıl yapılacağını bilmiyorsanız, kendi kendinizi durduk yerde zora, zaman zaman da krize sokarsınız…

Giyim kuşamda değişim zamanı...

Bir süredir tekstil sektörünün kan ağladığı söyleniyor. Sektörün duayenleri korkunç karamsar tablolar çiziyorlar… Çatısı altında bulunan 512 marka ile haklı bir ağırlığı bulunan Birleşmiş Markalar Derneği (BMD) Başkanı Sinan Öncel, geçenlerde konuyla ilgili ciddi araştırmalara dayanan açıklamalar yapmış…

BMD’ye göre organize perakende sektöründe 2025’in özellikle giyim ve ayakkabı markaları için kârlılığın ikinci plana itildiği, satışların ancak indirim kampanyaları ile canlandırılabildiği bir yıl olmuş. Buna rağmen kasım ile karşılaştırıldığında aralık ayında üyelerin yüzde 52’sinin adet satışlarını, yüzde 59’unun da cirolarını artırdığı tespit edilmiş.

Sinan Öncel durumu şöyle özetlemiş:

“Giyim ve ayakkabı markalarımızın yaklaşık yarısı, cironun en az yüzde 60’ını indirimli satışlardan elde etti. Adet satışlarındaki sınırlı artış tamamen indirim kampanyalarından kaynaklandı. 2025’te e-ticaretin fiziki mağazalara göre daha iyi bir performans sergilemesi

söz konusu… Kârlılıkta son üç yıldır devam eden erozyon sektördeki kırılganlığı giderek büyütüyor. Kira başta olmak üzere maliyetlerdeki artışın frenlenmemesi hâlinde 2026 bizim için daha zor bir yıl olacak.”

Bu araştırmanın da teyit ettiği gibi, giyim ve ayakkabı sektöründe hem işletme anlayışında hem de pazarlama yaklaşımında ciddi bir inovasyon, değişim şart… İşe, mesela dünya çapında markalar yaratmak için oluşturulacak güçlü birleşmelerle mi başlamalı… Yoksa “Küçük olsun benim olsun (Klein aber mein)” zihniyeti mi sürdürülmeli?

“Aynı şeyleri tekrarlayarak farklı sonuçlar elde edileceğini düşünmek deliliktir” buyurmuş Einstein, bilindiği gibi…

Yazar: Ali Saydam