İran Savaşı, büyük güç politiği ve şah-mat

ABD’nin altıncı başkanı ve Dışişleri Bakanlığını da yapmış olan John Quincy Adams’ın 1821 Bağımsızlık Günü konuşmasındaki “Amerika yok edilecek canavarlar aramak için yurt dışına gitmez” sözü Amerikan dış politika çevrelerinde sıklıkla alıntılanır. Adams bu ifadelerle, ABD’nin sürekli yurt dışına müdahale etmesi durumunda kendi cumhuriyetçi karakterini ve gücünü kaybedebileceği konusunda uyarılarda bulunur. Cumhuriyetçi izolasyonculuğun ve/veya gerçekçi pragmatizmin temeli sayılabilecek olan bu görüşün başlangıçta ABD’nin 47.’inci Başkanı Donald Trump’ta akis bulacağı düşünülmüştü.

Oysa bugün ABD’de tüm kesimler; şahin, muhafazakar, liberal, realistler hep birlikte Trump’a karşı Adams ile aynı düşüncede. Çünkü büyük güç politiğinde neredeyse tamamı aynı anda ABD’nin çıkarları ve kapasiteleri adına alarm zillerinin çaldığına inanıyor. Bu görüşü savunanların sonuncusu da; 11 Eylül sonrası ABD’nin Irak, Afganistan savaşlarının fikri mimarlarından, Başkan Yardımcısı Dick Cheney’nin danışmanı İsrail’in büyük destekçisi ve önde gelen neo-con (güçlü dış müdahaleleri ve savaşları savunan kanat) Robert Kagan. Atlantic Montly dergisinde ABD’nin İran’da “Şah Mat olduğunu”, İsrail ile birlikte kaybettiğini açıkca ifade eden Kagan’ın neredeyse “dost acı söyler” kabilinden değerlendirilebilecek yazısı Amerikan uluslararası ilişkiler ve entellüktel çevrelerinde şaşkınlık yarattı. Şaşkınlık ise tespitin kendisinden değil, bu tespiti yapanın kim olduğundan kaynaklanıyor elbette. Yazısında savaş öncesi statükoya geri dönmenin gerçekçi bir yolu olmadığını dahi savunan Kagan, savaş dursa bile, Amerika’nın prestiji ve caydırıcılığının uzun vadede zarar gördüğünü, Çin ve Rusya’nın ABD’nin bu azalan etkisini stratejik faydaya çevireceğini söylüyor. İran savaşının Amerikan askeri ve siyasi gücünün sınırlarını ortaya koyması nedeniyle tarihsel bir dönüm noktası olduğunu belirtiyor. ABD’nin artık istediği her yerde caydırıcılık kurabilen tartışmasız süper güç olamayabileceğini ve bunun psikolojik etkisinin askerî etkisinden daha büyük olduğunu ifade ediyor.

Kagan’ın bu yazısı siyasi kararlarında sadece kendi içgüdüleri ile hareket ettiği yolundaki eleştirilerin hedefinde olan Trump’ın yaklaşan tehlikeye kulak vermesini sağlamak için “içeriden” bir ses olarak yazılmış olabilir. Zira Washington’da Trump’ın Pentagon ve yakın ekibine İran savaşını bitirmek için başka seçenek kalıp kalmadığını sorduğu konuşuluyor. Şu günlerde en büyük askeri ve ticari rakibi olan Çin’e bir ziyaret gerçekleştiren Trump’ın yola çıkmadan önce Pekin’e çok olumlu mesajlar göndermiş olması da bu haletiruhiyeyi yansıtıyor.

Trump’ın Çin Devlet Başkanı Şi’den İran’a baskı yapmasını istemesi beklense de Çin-İran angajmanının hem jeo-ekonomik ve hem de enerji güvenliğinde yarattığı sınırlılık ve bağımlılıklar bu talebin kolay kolay karşılanamayacağını gösteriyor. Her ne kadar özellikle Tayvan merkezinde Asya-Pasifik’te ABD’nin askeri gücünün yarattığı tehlikelerle yüzyüze olsa da Çin’in Ukrayna, Gazze ve İran’da çıkmaza girmiş bir Trump’ın sınırlarını sonuna kadar zorlayacağını kestirmek mümkün. Ancak ABD-Çin arasındaki rekabetin bir modus vivendiden kısa vadede fiili bir çatışmaya evrilmeyeceği de görülüyor. Her ne kadar bölgedeki tahkimatını artırarak dengelemeye çalışsa da Çin hala ABD’nin siyasi, askeri ve lojistik kapasitelerine ulaşmaya çalışıyor. Öte yandan ABD’nin İsrail, Ukrayna’ya verdiği silah, füze, füzesavar sistemleri, İran savaşında harcadığı azalan mühimmat stokları göz önünde bulundurulduğunda Pekin Trump’ın askeri caydırıcılığı ve tehdit seviyesinin görece azaldığını görüyor. Nitekim Amerikan Genel Kurmay Başkanı Dan Caine, henüz İran savaşı başlamadan önce savaşın ABD’nin Asya-Pasifik’teki silah stoğunu riske atabilme ihtimali olduğunu açıkca söylemişti.

Öte yandan, 1990'ların başlarından günümüze kadar ABD'nin bilinçli angajman politikaları ile Çin ile sürdürdüğü ekonomik güç dengesinin ise yıllar içinde ABD aleyhine geliştiğinden hiç şüphe yok. Nüfus gücünde ise Çin’in çok büyük bir avantajı var. İşte bu yüzden, Çin’e karşı elinde kalan göreceli askeri ve siyasi avantajlarını İran savaşı ile gittikçe kaybeden ABD’nin içinde bulunduğu durum karşısında Kagan gibi savaş yanlısı şahin kanadın önemli temsilcilerinin bile endişe ediyor olmasının gerekçeleri çok fazla. Asya-Pasifik’te gücünü tahkim etmek yerine Ortadoğu'da İran'a karşı kazanamayacağı anlaşılan uzun bir savaşa giren ABD, ittifak-müttefiklik ilişkilerinde de son seksen yılın en kırılgan dönemini yaşıyor. Son dönemde Rusya’yı Çin'e daha da yakınlaştıran Washington’un büyük güç rekabetinde mevzi kaybetmesinde sadece Trump’ın rolü yok elbette ancak bu süreci hızlandıran aktör olduğu da aşikar.

ABD Vietnam, Afganistan, Irak gibi savaşların yarattığı siyasi ve ekonomik sonuçları kendi sınırları içinde bugüne kadar zapturapt altına alabildi. Ancak İran savaşının etkilerinden kolay kolay sıyrılamayacağı gibi bu etkilerin büyük güç politiğinde ABD aleyhine kalıcı dönüşümleri ve değişimleri tetikleyeceği görülüyor. Bu tespiti şahin kanadın dillendirmeye başlamış olması ise alarm zillerinin ne kadar ciddi olduğunun anlaşılması bakımından önemli.

Yazar: Nur Özkan Erbay