ABD/İsrail-İran savaşı (ama daha derinde Ukrayna-Rusya savaşı) küresel ve bölgesel kırılmalara yol açtı. Bunların hepsi Türkiye’yi doğrudan ilgilendiriyor. Özellikle Kıbrıs üzerinde negatif bir yoğunlaşma var. İsrail- Rum Kesimi- Yunanistan aksı kurumsallaşırken, Fransa Cumhurbaşkanı Macron; Ankara’ya karşı Atina’ya “zımni güvence” veriyor. Türkiye, NATO’da varlığını artırırken bazı AB liderleri alternatif “AB NATO’su” kurma çalışması yürütüyor. Bir AB NATO’su mümkün mü? Macron ne yapmaya çalışıyor? İngiltere tam da bu konjonktürde neden Türkiye’ye stratejik ortaklık teklif etti? Olan biteni anlamlandırabilmek için bu soruların yanıtlarını vermemiz gerekiyor.
BATI YAKASINDA YENİ GÜÇ MÜCADELESİ
ABD; NATO’daki görünürlüğünü azaltmaya hazırlanırken, Avrupa’yı kimin “domine” edeceği önem kazanıyor. ABD, Almanya’yı sorumluluk alması için teşvik ediyor. Almanlar, ikinci dünya savaşından bu yana ilk kez askeri strateji belgesi yayımladı. Gelişmiş otomotiv sanayiini savunma altyapısı olarak kullanmak istiyorlar. Asker sayısını 260 bine çıkarmayı, zorunlu askerliği tartışıyorlar. Bu anlamda Almanya’nın, Avrupa’nın liderliği için istekli olduğu söylenebilir (Deniyor ki… “Tarihlerinde Almanlar ilk kez bizden bazı savunma taleplerinde bulunuyorlar. Bu yeni bir şey.”)
Bu Fransa’yı rahatsız ediyor. Macron, Trump’ın Beyaz Saray’da karşısına dizdiği Avrupalı liderlerden biriydi. Bu rahatsız edici görüntü ve Almanya’ya verilen “görev” şu gelişmelerin üstüne geldi: Bir. Fransa Afrika’da stratejik kayıplar yaşadı, bazı ülkelerden çıkarıldı. İki. Minsk Üçlüsü sorumluluğundaki Karabağ’da oyun dışı kaldı. Üç. Suriye ve Lübnan gibi “eski sömürgelerinde” rekabete katılamadı (Şam ve SDG’yi Paris’te bir araya getirmeye çalışmış, Ankara engeline takılmıştı. Lübnan’da da Amerikalılar Fransa’yı devre dışı bırakarak İsrail ve Lübnan’ı masaya oturttu.) Macron kayıplarını izale etmek için artık daha proaktif davranıyor.
KIBRIS’IN STATÜSÜ ESKİYE DÖNMEYECEK
Bu kapsamda Fransa; Bir. Ukrayna’da olası ateşkes sonrası sağlanacak güvenlik garantilerinin kara ayağını oluşturmak istiyor. İki. Lübnan ve Suriye konularında uluslararası konferans tertip etmeye çalışıyor. Üç. Hürmüz boğazının açılması ve mayından temizlenmesi konusunda oluşturulacak uluslararası güce liderlik yapmaya çalışıyor. Dört. Bazı Avrupa ülkelerine “nükleer şemsiye” sağlama kararı alıyor. Beş. Kıbrıs’ta İran savaşı bağlantılı gelişmeler olunca bölgeye fırkateyn gönderdi. Ada’da kalıcı üs kurma anlaşması yapıyor (Bu; Kıbrıs adasının statüsünü kalıcı olarak değiştirecek bir adımdır. Adanın yeniden birleşmesi hayalini kuranlar üzerine bir bardak su içebilir.) Altı. Yunanistan’la karşılıklı savunma anlaşması yapıyor.
AB NATO’SU MÜMKÜN MÜ?
Hayaller büyük ama imkanlar sınırlı. Ne Fransa eski Fransa ne Türkiye eski Türkiye. NATO’ya alternatif bir “AB paktının” kurulması bile bir çok soru işareti taşıyor. Bilenler diyor ki… “AB NATO’su mümkün değil. Öyle bir kabiliyetleri de yok.” Avrupalı askerler diyormuş ki… “Gece 3’te biri bizi arasa telefona bakacak adamımız yok.” Almanya’nın kendi ülkesinden 260 bin kişilik ordu kurma çabası “refah toplumuna ve isteksiz Alman gençliğine” takılıyor. İşin sonunda çok sayıda silah ve uçağı olan ama İran karşısında hareket edemeyen bölge ülkelerinin konumuna düşmek de var.
İngiltere, Türkiye’ye stratejik ortaklık teklif ederek “ABD sonrasına hazırlık” kapsamında önemli bir adım attı. Londra’nın imparatorluk geni, stratejik kararlarında önemli bir esneklik sağlıyor. Avrupa ise Von der Leyen’in ideolojik körlüğü ile Macron’un geç kalmış hırsları arasında savruluyor.
PROKSİ ÖRGÜTLERİN YERİNİ “PROKSİ ÜLKELER” ALDI
Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, “bir ülkenin işgal edilebileceği” gerçeğini yeniden ortaya koyunca, Atina’da alarm zillerinin çalmasına neden oldu. Türkiye’yi bir tehdit olarak gören Atina, zayıf pozisyonu nedeniyle üçüncü bir gücün desteğine ihtiyaç duyuyor. Bu destek karşılığında ilgili ülkenin proksi gücü olmayı kabul etmekten başka şansı kalmıyor (Bölgede proksi örgütler ortadan kalkarken yerlerini proksi ülkelere bırakıyor. Ukrayna ilk örnekti. İkinci örnek Yunanistan’dır.) Bu desteği önce ABD’de aradılar (Yunanistan’daki ABD askeri hareketliliğini hatırlayın.) Ancak şuan Miçotakis Trump’tan randevu alamıyor. ABD’nin belirsiz politikaları Atina’daki kaygıyı besliyor. Bu yüzden (ABD’nin telkiniyle) İsrail’e dümen kırdılar. Fransa’yla da işbirliğine giderek kendilerini güven altına almaya çalışıyorlar.
TÜRKİYE’Yİ ÇATIŞMAYA ÇEKME ÇABASI
Türkiye son 40 yılını proksi terör örgütleriyle mücadele ile geçirdi. Yunanistan’dan son günlerde gelen “kalıbının ötesinde çıkışlar” (BM’ye 12 mil mektubu, adalara füze bataryaları yerleştirilmesi, İsrail’le ittifak vb.) Türkiye’yi tahrik etme amacı taşır. Amaç (İsrail’in amacı) Suriye’deki rejim değişimi, Libya ve Afrika adımlarıyla stratejik güç temerküzü elde eden Türkiye’yi dolaylı bir çatışmaya çekerek “erken doğum” yaptırmaktır. İsrail, böylece Türkiye’nin dikkatini Ortadoğu/Suriye’den Ege’ye çekmeye, Türkiye’nin “Batı” ile kurduğu yeni dili zehirlemeye, Türk savunma sanayiinde yaşanan devrimler (NATO Genel Sekreterinin ifadesidir) kalıcı hale gelmeden, “önleyici” müdahalede bulunmaya çalışıyor. Ankara’dan bakınca görünen tablo bu. Türkiye’nin sabırlı, dikkatli davrandığını, ancak hak ve menfaatlerinin zedelenmesine müsamaha göstermeyeceğini söyleyelim.
Yazar: Yahya Bostan