Başkan Yardımcısı JD Vance’in İran’la görüşmeleri başarısızlıkla sonuçlanınca Trump Hürmüz Boğazı’nı kapatacaklarını açıkladı. Çin gibi ülkelerin petrol alımını engelleyerek İran’ın kontrolünü kırmayı hedefleyen bu adımın uygulanmasının ne kadar mümkün olacağı büyük bir soru işareti. Amerikan donanmasının üçüncü ülke bayraklı gemilere el koymasını veya saldırmasını gerektirecek bu adım, hızlı biçimde İran’ın ekmeğine yağ sürme durumuna dönüşebilir. Amerika’yı diğer ülkelerle çatışmaya sürükleme potansiyeline sahip olan Hürmüz’e abluka çabası, uluslararası petrol fiyatlarını artırmakla kalmayıp İran üzerinde de yeterince caydırıcı bir etki yapamayacaktır. Hürmüz’ü kapatıp sadece istediği gemilerin seyrüseferine izin vererek Trump’ı köşeye sıkıştıran İran, Amerikan birliklerinin farklı ülkelerin gemilerine saldırmasıyla artacak gerginlik ortamında daha da avantajlı duruma gelebilir.
İRAN’IN NÜKLEER ISRARI ŞAŞIRTMIYOR
Hafta sonu İslamabad’da yapılan iki günlük görüşmelerde Amerikan tarafı İran’ın nükleer programından vazgeçmemesi dolayısıyla anlaşmaya ulaşılamadığını açıkladı. Bu sonuç elbette hiç şaşırtıcı değil zira 2000’lerden beri nükleer programından vazgeçmeyen İran’ın bu kadar bedel ödedikten sonra bunu kabul etmesini beklemek mantıklı değil. İran’ın ABD ve İsrail’in saldırısına maruz kalmasının ana nedeni zaten nükleer kapasitesinden vazgeçmemesi olmuştu. Obama’yla yapılan anlaşmadan çekilen Trump’ın İran’ın anlaşmaya uymadığını söyleyerek nükleer altyapıyı ortadan kaldırmak için harekete geçmesi zaten tam bir ironiydi. 2025 Haziran’ındaki 12 gün savaşında İran’ın nükleer tesislerini tamamen yok ettiğini iddia eden Trump’ın gene nükleer kapasiteyi ortadan kaldırmak için savaş başlatması da derin bir tezat teşkil ediyordu.
Nükleer tesisleri vurulan ve bilim insanlarını kaybeden İran’ın böyle bir savaş durumuna hazırlandığı ve uranyumu korumayı başardığı anlaşılıyor. Hamaney ve siyasi liderliğin yok edilmesi sonrasında ülkeye yeni bir saldırı olmaması için tek çarenin nükleer bomba üretmek olduğunu düşünenlerin sayısı çok daha artmış olmalı. Rejimin devrilmeyeceğini gösteren İran’ın yenilmemesi başlı başına bir başarı teşkil ederken yenilmiş gibi nükleer programından vazgeçmesini beklemek zaten gerçekçi değil. Bu durumda Amerikan tarafının İslamabad’a ‘nükleerden vazgeç’ şartıyla pazarlık yapmak üzere gitmesini de anlamak pek mümkün değil. Bu durumda iki haftalık ateşkesin de kalıcı bir barış sağlamaktan ziyade küresel piyasaları sakinleştirmek ve petrol fiyatlarında yaşanan dalgalanmaları kontrol etmek amacına matuf olduğunu söylemek mümkün.
HÜRMÜZ’Ü KONTROL SAVAŞI
İran’ın savaşta şu ana kadar kullandığı en etkili silah Hürmüz’ü kapatarak uyguladığı ekonomik maliyet üretme stratejisi oldu. Hem Körfez’deki komşularına hem de Amerikan ekonomisine çıkardığı faturanın ağırlığı, Trump’ı ateşkese ve başarısız geçen görüşmeler sonrasında da Hürmüz’ü kontrol kavgasına sürükledi. Amerika’nın Hürmüz’den İran’dan izinli gemilerin geçişine izin vermemesi, İran üzerinde etkili olabilir ancak bu bütün ülkelerin rahat geçişinin sağlanması anlamına gelmeyecek. Amerika’nın bunu sağlayacak bir kapasitesi olduğu şüpheli olmakla beraber İran’ın gerek dronlar gerekse mayınlar üzerinden oyun bozucu hamleler yapmaya çalışacağı kesin. Amerika’nın İran’a rağmen Hürmüz’ü açması için hem büyük bir donanma kapasitesini sahaya sürmesi hem de mayınları temizleyip dron saldırılarını engellemesi gerekecek.
Amerika’nın bugüne kadar Hürmüz’ü açma konusunda NATO ülkelerinden yardım beklemesi ve yardım gelmediği için Trump’ın sert ifadeler kullanması İran’ın elindeki kozun güçlü olduğunu gösterdi. Savaşın hemen başında Trump’ın Hürmüz’den geçen gemileri devlet eliyle sigortalama ve askeri eskortla geçirme vaatleri de hayata geçmedi. Sürekli zaman kazanarak bölgeye daha fazla askeri yığınak yapmaya çalışan Washington’ın bundan sonra daha etkili bir strateji uygulamasını beklemek gerçekçi görünmüyor. Amerikan askeri kapasitesi İran’a rağmen Hürmüz’ü tamamen açmak veya kontrol etmek için çok fazla kaynak seferber etmek zorunda. Böyle bir seferberliğin de hemen sonuç alması mümkün değil ve bu süreç içerisinde oluşacak ekonomik maliyet Trump yönetimi üzerinde baskı kurmaya devam edecek.
HEDEF SAPMASI
Bu tablo bize savaşın İran’ın nükleer ve balistik füze kapasitesini yok etme odağından Hürmüz Boğazı’nın açılması çabasına evirildiğini gösteriyor. Bu da savaşın önümüzdeki dönemde İran’ın seçtiği bir arenada gerçekleşeceğine işaret ediyor. Amerika’nın şartlarını dikte ettirebildiği bir savaş yerine İran’ın kozları elinde tuttuğu bir savaşa girmesi, klasik bir savaşın hedefinin sapması (mission creep) durumu olarak tanımlanabilir. Hedef sapması veya genişlemesi durumlarında da savaşın uzayarak karmaşıklaşması ve maliyetlerin artması garantileniyor. Trump zafer ilan edip anlaşarak Hürmüz’ü açmaya çalışmak istese de İran’ın savaşın bir daha başlamayacağına ilişkin garanti istemesi sebebiyle kolaylıkla sıyrılamıyor.
İsrail’in ‘uzayan çimleri biçme’ stratejisi açısından bakıldığında sınırlı da olsa bir başarıdan söz edilebilir. İran’a gerektiğinde yeni bir saldırı yapılabilecek bu stratejinin amacı İran’ı zayıflatarak İsrail’in bölgesel üstünlüğünün tam olarak sağlanması. Bu strateji Hürmüz’ün kapatılmasının ekonomik maliyetini büyük oranda Amerika’ya yüklediği için kalıcı bir barış anlaşması olmamasından pek de rahatsız değil. İsrail’in asıl derdi, İran’ın kolunun kanadının kırılması ve periyodik olarak dozu artırılan sürekli savaş halinin devam ettirilmesi. Trump’ın zafer ilan edip başka meselelere odaklanmak istemesine rağmen İsrail stratejisine evirilmesi Amerika’nın uzun yıllardır istemediği bir savaşa girmekle kalmayıp uzun vadeli bir angajmana sürüklenmesi sonucunu doğuruyor. Trump’ın bu denklemden çıkmak için İran’a taviz vermek istememesi, savaşın Hürmüz cephesine doğru kayarak daha da uzaması anlamına geliyor.
Yazar: Kadir Üstün