Son dakika

Türk kalbi ile İsrail tohumu arasında…

Jerusalem Times (İsrail): “Küresel güç dengesi Ortadoğu ve Asya merkezli yeni bir kırılma yaşıyor. Türkiye ve Mısır’ın teknolojik ve siyasi hamlesi, Pakistan’ın nükleer gücü, Suudi Arabistan’ın finansal kapasitesiyle şekillenen yeni blok, İsrail-Birleşik Arap Emirlikleri-Hindistan eksenine karşı yükseliyor”…

Marco Rubio’ya göre bugün İran, son on yıldır olduğundan daha zayıf bir ülke. Dışişleri Bakanı’nın tespiti doğru. Doğruluğu 28 Şubat’tan bu yana 10 binin üzerindeki varlığını kaybetmesinden kaynaklanıyor ama “gelinen nokta”yı anlamlı kılabilmek için Tahran’ın eritilmesi sürecini Suriye’den başlatmak lazımdır…

Şam’da yönetim değişikliği gelene kadar İran, tüm bölgedeki jeopolitik nüfuz alanını genişletmişti. Bu konudan çeşitli programlarda bahsederek, yazıp-çizerek kayıt altına aldığımızı iyi hatırlıyorum…

Herhalde en iyi İsrail hissediyordu ve Trump iktidarıyla birlikte İran’ın kendi topraklarında da azaltılması planı öyle gelişti.
Bugün İran ‘daha az bir ülke’ ve ABD-İsrail’in ideal finali olmasa da, zamanda geriye bastırılmış bir devlet. Haksız savaş bugün dahi sona erse, önünde uzun ve zorlu ‘baştan başlama’ süreci olacak. Büyük para, büyük zaman kaybı demektir…

Dikkatinizi çekti mi bilmem, İran savaşının bir ayı içinde somut planlar üretip, teklifler getiren tek ülke Türkiye’dir. Bunların beğenilip-beğenilmemesi, işlerine gelip-gelmemesi her ülkenin kendi meşrebiyle ilgili ama, “sizin planınız ne” dendiğinde çoğu ya aval aval suratınıza bakıyor ya da göz aklarını büyüklerine deviriyorlar…

İşte yine Pakistan-İslamabad’da gerçekleşen toplantıya ve tabii İran ile ABD’ye, Hürmüz Boğazı sorununun teknik olarak nasıl aşılabileceğine dair planlarla gittik…

Ankara’nın barış yolundaki samimiyetine delildir bunlar hep. Ama aynı zamanda savaşın yayılarak “fitne tohumu”nun yeşillenmesini de ezmektir. Paralel bir arayışın da İran savaşı vesilesiyle geliştiğini gözlemliyoruz; bir bölgesel ittifak inşası…

Konuya en son, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın bir söyleşi vesilesiyle yaptığı dokunuşlarda rastladık; “Bölge adım adım İsrail’in yazdığı (felaket) senaryosuna ilerlemekte … Bölgede Müslümanların bir araya gelmesini zorlaştıracak fitne tohumu atılıyor … Hürmüz krizi bu ülkeleri ABD tarafına itebilir”, vb…

İsrail’in, Filistin-Gazze’ye uyguladığı soykırımın en vahşi günlerinde de sık masaya getirilen önerilerden biriydi, “İslam Ordusu”. Farklı isimlerle de anıldı veya sulandırıldı da diyebiliriz; “Ortadoğu NATO’su, İslam NATO’su” gibi. O dönem bu arayış/yoklamalar sonuca varmadığı gibi bölge ülkelerinin “resmi ağızlarıyla” pratikteleri arasında çatal dil gördük. Hepsi için söylemiyoruz ama özellikle kendi halklarından çekindikleri için-bugün de aynıdır-dışarıda İsrail’e veryansın edenlerin, bir yandan da Filistin’i pekala satabileceklerini hissettik. Filistin olmasa Ortadoğu’nun nasıl güzel olabileceğini ihsas ettiler. Biri de çıkıp, “İsrail olmasa daha güzel olmaz mı” demedi. Bir seri/sürü toplantı ancak kıyımın tonunu değiştirdi. Ama durduramadı…

Hafızalarda taze olması gereken o günleri anımsatmamızın sebebi, ‘one battle after another’ formatında gelen İran savaşına bölgenin kulağında küpeyle bakıp bakmadığıdır. İsrail’in en büyük korkusu ve Türkiye’ye yönelik nefretinin menbaı; bölge ülkelerinin bir araya gelerek, bölge sorunlarına kendi güçleriyle vaziyet etmesini Ankara’nın destekliyor olmasıdır…
Hakan Fidan: “Tek bir çıkış yolumuz var; Türkiye bölgedeki ortaklarıyla koordine halinde diplomatik çözümler için hareket etmektedir”…

Tel Aviv için bu ihtimal büyük kâbustur ve kendi tarihi de bu olasılıkları bozmak üzerinedir. “Fitne” kelimesi tek başına tüm İsrail jeopolitiğini anlatır…

Dönelim başa…

Jerusalem Times (İsrail): “Küresel güç dengesi Ortadoğu ve Asya merkezli yeni bir kırılma yaşıyor. Türkiye ve Mısır’ın teknolojik ve siyasi hamlesi, Pakistan’ın nükleer gücü, S. Arabistan’ın finansal kapasitesiyle şekillenen yeni blok, İsrail-Birleşik Arap Emirlikleri-Hindistan eksenine karşı yükseliyor”…

Özlü ama geç bir analiz. Bu çatı okuma kurulalı hayli oldu. Başka parametreleri ve ülkeleri de var. 500 milyonluk nüfus bir yana Türkiye bağlantılı coğrafyalar bile kimileri için göz doldurur kimilerini de korkuyla…

Bu değerlendirmelerin Batı ve İsrail basınında yapılmasının sebebi belli; Pakistan-Türkiye-Mısır-S.Arabistan dışişleri bakanlarının İslamabad’da bir araya gelerek İran savaşına çözüm bulma girişimleri.
Dört ülkenin bir fotoğraf karesinde küresel medyaya dağıtılması elbette “arkası gelir mi” sorusunu düşündürür. Ankara’nın ittifaklar yoluyla bölgeye derman olma yaklaşımı geniş koalisyon arıyor. Ortadoğu’nun dört köşesindeki bu dört ülke zaten bir güç projeksiyonu yapıyor ama hepsine riskler getiren sorunu çözmek için toplanmak başka şey, güvenlik ve istihbarat donanımlarını masaya yığarak ittifak kurmak başka şey…
“Kendi derdimizi kendimiz çözelim”, “onlar artık karışamasın”dır. Yani, “ABD, Avrupa, İngiltere, İsrail burada söz sahibi olamasın” anlamına geliyor. Bir meydan okumadır. Haklıdır…
Peki bu ülkelerin “onlarla” ilişkileri? Mısır? S. Arabistan? BAE? Olası ve aklınıza gelen aday ülkelerin “onlarla” ilişkileri?

Büyük oyuncuların bakışı? Çin, “destekliyorum” derse? Rusya, “arkasındayım” derse? Hiç şaşırmayın, ABD desteklerse?!
Burada bir cevher var. Var ama bu ittifak nüvesi, ABD ve İsrail’i dizginleme arayışı ise herkesin sonuna kadar elini taşın altına koyması gerekiyor. Ortakların birbirine tam güvenmesi gerekiyor.
Yok, “sadece arabuluculuk yapalım, İran krizini atlatalım” ise dert.. Yeni savaşlarda buluşmak üzere…

Yazar: Nedret Ersanel