Sanayi üretim endeksi ve işsizlik oranları ekonomik performans ve enflasyonla mücadele politikalarının sonuçları açısından kritik göstergeler olarak öne çıkıyor. Türkiye ekonomisinin enflasyonla mücadelede uygulamış olduğu faiz artırım politikasının ilk acı sinyalleri bu iki gösterge ile kendisini gösteriyor. Düne kadar faiz artırım politikasını olmazsa olmaz olarak niteleyenlerin bugün durgunluğun ayak sesleri karşısında eleştirel bir tavır almaları da aslında ne kadar samimiyetsiz olduklarını gösteriyor. Diğer yandan da işsizliğin ve reel sektörün belirli bir süre direnmesine şaşıran faiz artırımcı çevrelerin sanayi üretim endeksi ve işsizlik rakamları ile olimpiyat meşalelerini yeniden yaktıklarını görüyoruz. Gelinen noktada enflasyonla mücadelede izlenen ve işlediği öne sürülen dezenflasyon programının durgunluk, yüksek enflasyon ve yüksek işsizlik olgularını birlikte yaşattığı gerçeği ile yüzleşiyoruz.
İSŞİZLİK SORUN OLMAYA BAŞLIYOR
Haziran 2024 işgücü istatistikleri, Türkiye ekonomisinin karşı karşıya olduğu zorlukları net bir şekilde ortaya koyuyor aslında. İşsizlik oranının %9,2 seviyesine yükselmesi piyasanın yeterince canlı olmadığı bir döneme girilirken işgücü piyasası açısından ciddi sorunların yaşanma ihtimaline işaret ediyor. Ortaya çıkan sonuç olimpiyatlarda ülke olarak altın madalya alamamanın, sıralamada 64. olmanın verdiği sonuçtan daha büyük bir hayal kırıklığını beraberinde taşıyor.
Mevsim etkisinden arındırılmış istihdam oranının %49,3’e gerilemesi ve işgücüne katılım oranının %54,4’e düşmesi ekonomik büyüme performansının istihdam oluşturmadan uzak kaldığını, işgücü piyasasından ekonomik kesimlerinin giderek soğuğu bir durumu yansıtıyor. Genç nüfus işsizlik oranının %17,6 gibi bir seviyeye ulaşmış olması sürekli gündemde olan nitelik uyuşmazlığı, beceri uyuşmazlığı gibi yapısal sorunların sorun olmaya devam ettiğini gösteriyor. Özellikle eğitimli diye nitelendirdiğimiz gençlerde işsizlik oranlarının yüksek olması uzun vadede sürdürülebilir ekonomik büyüme potansiyelini olumsuz etkilemenin yanı sıra toplumsal huzurun bozulma riskini de beraberinde getiriyor. Sosyal medyaya erişimin kısıtlanmasının ortaya çıkardığı derin sosyal bunalımın ötesinde bir cesareti kırılan işsiz ordusu riski ile karşı karşıya olduğumuz gerçeğini de gözler önüne seriyor.
DURGUNLUĞUN AYAK SESLERİ
2024 yılı Haziran ayı sanayi üretim endeksi verileri, Türkiye ekonomisinin zorlu bir süreçten geçtiğini net bir şekilde gösteriyor. Sanayi üretiminin, yıllık bazda %4,7 oranında azalması, imalat sanayiinde yaşanan %6,9’luk gerileme ise bu endişelerin temel kaynağını oluşturuyor. Sanayi üretimindeki bu düşüş, özellikle iç talebin zayıf seyrettiği küresel belirsizlik riskinin sürdüğü bir dönemde ekonominin toparlanma sürecini de olumsuz etkileme riskini beraberinde taşıyor. Mevcut durumda, sanayi üretiminde yaşanan düşüş ve buna bağlı olarak imalat sektöründeki daralma, işgücü piyasasındaki sorunları daha da derinleştiriyor. Yüksek enflasyon, yüksek işsizlik ve durgunluğun ayak sesleri ekonominin karanlık üçlüsüne işaret ediyor; Stagflasyon, slumpflasyon ve resesyon, namıdiğer stagflumpresyon.
KİM BU KARANLIK ÜÇLÜ
İran’ın yapay jeopolitik risk tırmandırma çabaları, küresel piyasalarda resesyon beklentilerine dayalı çöküşler, sosyal medya yaptırımları, olimpiyat başarısızlıkları, yurt dışı alışveriş engelleri, internet tarife zamları, güvenlik önlemsiz klima montajları, delegelerden “gelmen lazım” sinyali bekleyen yenilgi rekortmeni emekli genel başkan, asgari ücrete yakınsayan profesör maaşları bir yana… Ekonominin üç atlısının ayak sesleri duyulmaya başlıyor.
Stagflasyon, ekonomik durgunluk (stagnation) ve enflasyonun (inflation) aynı anda gerçekleştiği bir ekonomik durumu ifade eder. Ekonomide büyüme yavaşlar veya durur, işsizlik oranı artar ve ekonomik faaliyetler zayıflar. Aynı anda yaşam maliyeti yükselir, tüketici harcamaları olumsuz etkilenir, yaşam standardı düşer. Arz şoku sonucu da gerçekleşir, yanlış ekonomi politika sonucu da. Bakınız 1970 küresel petrol krizi. Slumpflasyon, ekonomik durgunlukla (slump) birlikte deflasyonun (fiyatların düşmesi) yaşandığı bir durumu yansıtır. Ekonomik büyüme yavaşlar veya tamamen durur. Üretim ve tüketim faaliyetleri azalır, işsizlik artar. Fiyatlar genel olarak düşer, talebin düşük olduğu ve tüketicilerin harcamalarını ertelediği bir durumda daha çok ortaya çıkar. Talep düşüklüğü, yatırım eksikliği ve kredi ve borç sorunları neticesinde ekonomik çöküş, işsizlik ve kredi daralması riski ortaya çıkar. Bakınız Japonya’nın 1990’lardaki “Kayıp On Yılı” dönemi. Resesyon, bir ülkenin ekonomik faaliyetlerinde belirgin bir düşüş yaşandığı, genellikle birkaç ay veya daha uzun süren bir dönemi temsil eder. Ekonomik daralma, yüksek işsizlik, azalan tüketici güveni, düşük yatırım. Arz ve talep şokları ile finansal krizler birleşir, artan iflaslar kaçınılmaz olur. Ötesi de depresyona doğru yol alır.
Sizce hangisini yaşıyoruz sorusunun cevabı sizde ama bugün sanayi üretim endeksi ve işsizlik rakamları ile stagflasyona doğru yol alıyoruz. Kartallar yüksek uçar misali ekonomik performansı derinden etkileyen göstergelerde de yüksek yüksek tepelere çıkmaya başlıyoruz. İzlenen ekonomi politikalarının sonunda ya Armand Duplantis gibi olimpiyat rekoru kırıp başarıya ulaşacağız ya da Yeni Zelandalı sporcu gibi havalı bir başlangıç yaptığımız bu yolculukta sıçramayı unutacağız.
Bizde “her şey yoluna girmeden önce biraz kaybolmak kötü değildir.”
Yazar: Özgür Bayram Soylu







